
Estetiğin Ötesindeki Derinlik
Biz peyzaj mimarları ve adayları olarak eğitim hayatımız boyunca renkler, oran-orantılar, bitkiler ve döşemelerle boğuşuyoruz. Proje ve teslimlerimizde paftalarımızı sunarken teknik detaylarla uğraşırken bazen aslında bu çalışmaların bir gün bir insanın hislerine dokunacağını ve anlam yükleyeceği yerleri tasarladığımızı unutuyoruz. Bu yazımda biraz teknik detayların karmaşasından ve peyzajın estetiğinden çıkıp işin mutfağına, yani yeşilin insan beynine ve ruhuna nasıl etki ettiğine inmek istiyorum.
Yemyeşil bir parkta ağaçlar ve çeşit çeşit çiçeklerin arasında yürürken neden omuzlarımızdaki yükün hafiflediğini, ferahlayıp rahatladığımızı hiç düşündünüz mü? Ya da hastane bahçelerinin neden sadece sigara içme alanından, birkaç tekdüze banktan ve gri betonlardan olmaması gerektiğini? Cevap sandığımızdan çok daha derin ve bilimsel. Peyzaj mimarlığı sadece estetik ve görüntü değil, aynı zamanda sağlıklı bir beden ve zihin için olmazsa olmaz bir alandır. Bunun nedenini kanıtlarıyla bir deney üzerinden gösterelim.
Bilim Konuşuyor: O Meşhur Pencere Deneyi
Peyzajın insan sağlığı üzerindeki etkisi denince hepimizin bilmesi gereken bir çalışma var: 1984 Roger Ulrich Deneyi.
Roger Ulrich, Pensilvanya’daki bir hastanede safra kesesi ameliyatı olmuş hastaları incelemiş. Hastalar tıbbi durumları, yaşları ve cinsiyetleri neredeyse aynı olan iki gruba ayrılıyor. Tek farkları yattıkları odaların pencereleri. Birinci grubun penceresi yandaki binanın soğuk tuğla duvarına bakıyor, ikinci grubun penceresi ise ağaçların olduğu yeşil bir manzaraya açılıyor. Sonuçlar hem tıp hem de tasarım dünyasında şok etkisi yaratıyor. Ağaçları gören hastalar daha az ağrı kesiciye ihtiyaç duyuyor, duvara bakanlara göre hastaneden daha erken taburcu oluyorlar. En ilginci hemşire notlarında bu hastaların “daha uyumlu, sakin ve pozitif” oldukları, diğer grubun ise “huysuz, depresif ve şikayetçi” olduğu yazıyor.
Bu deney bize şunu gösteriyor: Doğayı sadece görmek bile iyileşme sürecini başlatmak için çok önemli biyolojik bir tetikleyici. Yani hastane bahçesine koyduğumuz o bank veya pencere önüne diktiğimiz o bitkileri seçerken aslında bir nevi reçete yazıyoruz.
Beynin Şarj İstasyonu: Dikkat Yenileme Teorisi
Peki hastane dışında günlük hayatta neler oluyor? Neden iş çıkışı veya sınav haftası bitiminde kendimizi lüks betonlara değil de basit çimlere atmak istiyoruz?
Rachel ve Stephen Kaplan’ın geliştirdiği “Dikkat Yenileme Teorisi” bunu çok güzel açıklıyor. Şehir hayatı sürekli olarak bizim dikkatimizi talep ediyor: trafik, telefon bildirimleri, neon tabelalar, kalabalıklar… Bu beynin pili gibi bir şey ve gün içinde tükeniyor. Pil bittiğinde de tahammülsüzlük, stres, odaklanma sorunu başlıyor. Doğa ise tam tersine çalışıyor. Bir ağacın yapraklarının rüzgarda sallanışı, suyun akışı veya bulutların hareketi bizden bir çaba beklemiyor. Buna “Zahmetsiz Dikkat” deniyor.Doğada vakit geçirdiğimizde dikkatimiz dinleniyor ve şarj oluyor. Yani bir parkta boş boş oturmak tembellik değil, beynin en verimli bakım süreci aslında.
Toplumsal Bir İlaç: Suç Oranları ve Yeşil
İşin bir de toplumsal boyutu var. 2001 yılında Chicago’da yapılan bir araştırmada peyzajın suç oranlarını bile etkilediği kanıtlanmış. Aynı sosyal konutlarda yaşayan insanlar üzerinde yapılan çalışmada, binasının çevresi yeşil alanla çevrili olan bloklarda, çevresi sadece beton olan bloklara göre aile içi şiddetin ve agresif suçların çok daha az olduğu görülmüş.
Neden? Çünkü yeşil alanlar insanları dışarı davet ediyor. Dışarıda komşusunu gören, bankta sohbet eden insan sosyal bağ kuruyor. Ayrıca zihinsel yorgunluğu atılan birey öfke kontrolünü daha kolay sağlıyor. Yani tasarladığımız o mahalle parkı aslında o mahallenin huzur sigortası.
Tasarımcının Reçetesi: İyileştiren Bahçenin Formülü
Tüm bu bilimsel veriler ışığında bir proje çizerken nelere dikkat etmemiz gerektiğini bir kez daha düşünmeliyiz değil mi? Bir alanı iyileştiren bir mekana dönüştürmek için birkaç önemli noktaya değinelim:
Yeşil Hakimiyeti: “Healing Garden” (İyileştiren Bahçe) diyorsak sert zemin oranı %30’u geçmemeli. İnsan gözü yeşil arıyor, gri değil.
Mahremiyet Seçeneği: Özellikle hastane bahçelerinde bu çok kritik. Bazen bir hasta yakını ağlamak ister, bazen bir hasta kalabalıktan kaçıp kafasını dinlemek ister. Tasarımda insanlara saklanabilecekleri kuytu, yeşille çevrili köşeler bırakmalıyız. Örneğin avlular. Her yer meydan olmak zorunda değil.
Duyulara Hitap Etmek: Görmek yetmiyor. Özellikle bazı hastalar için koku ve dokunma çok güçlü. Lavanta, biberiye gibi kokulu bitkiler; Kuzu Kulağı gibi dokunulduğunda yumuşak hissettiren türler kullanmalıyız. Su sesi ise şehir gürültüsünü maskeleyen doğal bir terapi gibi.

Toparlamak gerekirse peyzaj mimarlığı belediyelerin “şuraya iki ağaç dikelim de yeşillik olsun” dediği o yüzeysel işten çok daha fazlası. Bizler kentlerin psikologlarıyız diyebiliriz. Beton yığınları arasına sıkışmış modern insanın nefes alabileceği, sakinleşebileceği ve iyileşebileceği o nadir boşlukları yaratıyoruz. Bir dahaki sefere AutoCAD’in başına oturduğunuzda veya bir eskiz kağıdını önünüze çektiğinizde sadece estetik bir çizgi çekmediğinizi hatırlayın. O çizgi belki bir hastanın ağrısını azaltacak, belki stresli bir öğrencinin zihnini toplayacak, belki de bir mahallenin huzurunu sağlayacak.
Elimizdeki güç büyük, tek yapmamız gereken doğanın bizi iyileştirmesine izin vermek.
Kaynakça:
https://www.bps.org.uk/blog/stress-reduction-and-natural-world
https://positivepsychology.com/positive-effects-of-nature
https://www.researchgate.net/publication/245234610_Aggression_and_Violence_in_the_Inner_City
https://merl.reading.ac.uk/whats-on/what-is-landscape/
https://www.pickpik.com/landscape-shot-lake-forest-mountains-usa-nature-77298








