Her alanı saran şehirleşme günümüzde büyük bir sorun haline gelmeye başladı. Gökyüzüne yükselen binalar ve asfaltla kaplanmış caddeler…
Modern kentleşmede oluşan bu betonlaşma yeşilin yerini hızla almakta ve bu değişiklik sadece fiziksel olmayıp sosyal, psikolojik ve kültürel bir kopuş anlamına da gelmektedir. Yeşil alanlarımız kentsel yaşamın önemli bir parçası olarak sadece estetik değil sağlık ve sosyal adalet acısından da büyük öneme sahiptir. (Hartig et al 2014)
Şehirlerdeki yeşil alan eksikliği, sadece çevresel değil aynı zamanda sosyal bir sorundur. Yeşil alanlar bazı bölgelerde avantaj iken bazı bölgeler için ise büyük bir eksiklik haline gelmiştir. Türkiye de özellikle nüfus oranının yüksek olduğu yerlerde kişi başına düşen yeşil alan miktarı, gelişmiş ülkelerin ortalamasının oldukça altındadır. Mesela İstanbul da bu oran birçok ilçede 3 metrekareye kadar düşmektedir. (Yılmaz & Yılmaz 2021)
İnsanlar için yeşil alan depresyon, stres gibi pek çok hastalığın hafiflemesinde doğrudan etkili olabilir. Günümüzde hızla büyüyen şehirleşme sonucunda insanlar bu alanlara ulaşamamakla birlikte hem fiziksel hem de ruhsal anlamda risk altına girmektedirler.
Mesele sadece yeşil alanlara ulaşım değil; mevcut yeşil alanların kalitesi de söz konusudur. Oluşturulan Güvensiz ve işlevsiz parklar var olmalarına rağmen insanlar tarafından tercih edilmemektedir. Oysa yeşil alanlar sadece oturmak için değil yürümek, oturmak, spor yürümek ve iyileşmek içindir. (kabisch et al 2016)
Bu sorunu çözmek sadece fazladan ağaç dikmek değildir. Kent planlamalarının merkezine insan sağlığı ve doğayla olan uyumunu ön plana alınmalıdır. Doğayı kent dokusunun içine entegre etmeliyiz. Bunlar için İlk adım mevcut alanların değerlendirilmesidir. Terk edilmiş alanlar veya kullanılmayan kamu arazileri yeşil alanlara dönüştürmeliyiz. (Beatley 2000) Ayrıca kamu kurumlarının hastanelerin ve okulların bahçeleri genel olarak hep betonla kaplıdır. Bu alanların tamamen betonla kaplanması yerine insanların oturup dinlenebileceği çocukların oyun oynayabileceği yeşil alanlara dönüştürebiliriz.
Başka bir çözüm de çok yoğun olan bölgelerde dikey bahçeler ve çatı bahçeleridir. Özellikle binaların dış cephesine uygulanan dikey bahçeler hem estetik kazandırmakta hem de hava kalitesini arttırmaktadır. (Alexandri & Jones 2008) Yeşil çatılar ise su tutma özelliği sayesinde sel riskini de azaltmakta yarımcıdır.
Yani yeşil düşünen kentler geleceği kurar. Beton yığınlarıyla sıkışmış şehirler de, doğayla yeniden temas kurmak mümkündür. Beton kentlerdeki yeşil alan sorunu sadece fiziki bir sorun değil insan sağlığı acısından da bir sorundur. Bu sorunu gidermek planlama sürecinde doğaya öncelik vermek, elimizde olan alanları değerlendirmekle mümkündür. Unutmayalım doğadan uzaklaşan şehirler zamanla toplumun benliğini kaybetmesine neden olur. Bu nedenle geleceğimiz daha fazla bina ile değil daha fazla ağaç daha fazla nefes alanı ile şekillenmelidir.









