HIZLI ERİŞİM
Home / Botanik / KENTİN SESSİZ TANIKLARI: KIZGISİZTAN BİŞKEK’TE OAK PARKI SAKİNLERİ İLE SABAH YÜRÜYÜŞÜ 

KENTİN SESSİZ TANIKLARI: KIZGISİZTAN BİŞKEK’TE OAK PARKI SAKİNLERİ İLE SABAH YÜRÜYÜŞÜ 

Kırgızistan, Orta Asya’nın iç kesiminde yer alan, denize kıyısı olmayan ve tamamı karasal iklime sahip bir ülkedir. Bu bilgiyi unutmayın çünkü yazının devamında göreceğiniz parklar sizi çok şaşırtacaktır. 

Kırgızistan, yaklaşık 199.900 km² yüzölçümüyle Orta Asya’nın yüzölçüm açısından orta büyüklükteki ülkelerinden biridir. Yüzey şekillerinin yaklaşık %90’ı dağlık olup, Tanrı Dağları (Tien Shan) ülke topraklarının büyük bölümünü kaplamaktadır. Bu dağlık yapı, yerleşim ve altyapı dağılımında önemli bir rol oynar.

Ülkenin 2023 itibariyle nüfusu yaklaşık 7 milyon civarındadır. Nüfusun %70’ten fazlası kırsal alanlarda yaşarken, şehirleşme oranı görece düşüktür. En kalabalık şehir ve başkent Bişkek, yaklaşık 1 milyon 100 bin kişilik nüfusuyla ülkenin hem siyasi hem de ekonomik merkezidir. 

Kırgızistan bugün hem ulusal düzeyde hem de kent bazında “yeşil, iklim dostu” bir yönelim sergiliyor. Orta-uzun vadeli yeşil ekonomi hedefleri ile birlikte, özellikle Bişkek’teki somut uygulamalar ile iklimsel ve ekolojik sürdürülebilirliği başarıyor gibi görünüyor. Fakat bu başarı bir günde elde edilmedi ya da bu başarı için bir felaket senaryosu beklenmedi. Kırgızistan kırsalda doğal bir ekosisteme sahipken şehirde de Sovyet Birliğinden kalma planlama politikaları ile bunu yüzlerce yıldır sağlamaktadır. 

Hayatınızda hiç bir şehrin en kalabalık, en işlek ve en canlı bulvarında yürürken daldan dala zıplayan sincaplara denk geldiniz mi? Ben ilk kez gördüm ve  Kırgızistan’da tecrübe ettim bu hissi. Türkiye’de pek çok şehirde, bol yeşil alanlarda bile sincap ya da doğal hayatın içinden canlıları görmek her zaman mümkün olmuyor. Ama 2023 yılında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te, kentin tam merkezindeki geniş bir bulvarda yürürken birden dalların arasında hareket eden o tanıdık gölgeleri fark ettim. İlk başta bir kuş sandım, ama başımı kaldırdığımda iki sincap büyük bir neşeyle oradan oraya koşturuyordu.

Sadece bu an değil, sonrasında gittiğim diğer yönlerdeki ağaçlarda da benzer sahneler gördüm. Sincaplar yalnızca bir parkta değil, tüm bulvar boyunca adeta bu kentin sakinleri gibi özgürce yaşıyorlardı. Üstelik ürkek değillerdi. Bu gözlem beni düşündürdü: Bir şehirde sincap nasıl yaşar? İnsanlardan neden korkmaz? Nereden beslenir? Yoksa insanlar mı besliyor onları? Yoksa şehir peyzajı mı bu yaşamı mümkün kılıyor?

Bişkek’in merkezinde uzayıp giden geniş bulvarlarda yürürken dikkat çeken ilk şey sessizlikti. Şehirde trafik vardı elbette ama gereksiz korna sesleri, yüksek müzikler, bağırışlar yoktu. İnsanlar genellikle sakindi. Ağaçlar büyüktü, yaşlıydı ve her biri birer mikroekosistem gibiydi. Sincaplar ise tam bu ortamda özgürce dolaşıyor, çoğu zaman insanların birkaç metre ötesinden geçiyorlardı.

Bulvarın sonunda ulaştığım büyük bir park vardı: Oak Park. Dubovyi (Oak) Parkı, 1890 yılında kurulan ve Bişkek’in en eski ve merkezi parkıdır. Bişkek’in şehir merkezinde, Chuy Avenue ile Zhibek Zholu Street arasında yer alır. 

Kökleri çok eskilere dayanan bu parkın ilk ağaçları, bitki bilimci A. Fetisov’un yönettiği tarım okulu öğrencileri tarafından 2,3 hektarlık bir alana dikilmiştir. Şimdilerde ise park büyüyerek 8 hektar kadar bir büyüklüğe ulaşmıştır. Resmî adı 2010’da ünlü Kırgız yazar Cengiz (Çıňğız) Aytmatov anısına değiştirilmiş olsa da, halk arasında hâlâ “Oak Park” veya “Duboviy Park” olarak bilinir. 

Meşe Parkı, iki bölüme ayrılmıştır: Biri, heybetli meşe ağaçlarının altında keyifli yürüyüşler için tasarlanmış bir bahçe, diğeri ise anıtlar, heykeller ve tarihi yapıların bulunduğu kültüre adanmış bir bölüm. 

Adını güçlü meşelerinden alan bu park sadece bir rekreasyon alanı değil, aynı zamanda canlılar için bir yaşam alanı gibiydi. Şehirdeki su kanalları (arklar), yaşlı ağaçlar ve düzenli peyzaj bakımı, burayı doğayla bütünleşmiş bir kentsel habitat hâline getiriyordu.

Bu ortamda sincapların ürkek olmaması şaşırtıcı değil. Onları besleyen insanlar yoktu; aksine, onlar bu şehrin peyzajından gelen kaynaklarla besleniyor, su kanallarından su içiyor ve dalların güvenliğinden faydalanıyordu.

Kentsel peyzaj, çoğu zaman gözle görünür olanla değerlendirilir: bitki örtüsü, sert zemin düzenlemeleri, kent mobilyaları… Ancak Bişkek’teki gözlemlerim bana başka bir şeyi gösterdi: sessizlik ve sade çevresel nitelikler, peyzajın yaşanabilirliğinde belirleyici bir rol oynuyor.

Kentteki su kanalları (arklar) sadece suyu taşımaz; aynı zamanda serinlik, ses, ritim ve canlılık taşır. Eski ve geniş ağaçların gölgeleri sadece insanlara değil, sincaplara, kuşlara, böceklere de bir ekolojik koridor sunar. Üstelik bu ekolojik dengeyi tamamlayan sessizlik, insanın gürültüyle işgal etmediği alanları diğer canlılara açar.

Bişkek’in bulvar ve parklarında dikkat çeken bir diğer unsur da temizliktir. Toprak yollar çöp içinde değildir. Ağaç dipleri pet şişelerle, sigara izmaritleriyle dolu değildir. Bu da sincaplar gibi küçük canlıların daha rahat dolaşmasına, besin aramasına ve dinlenmesine olanak sağlar.

Bu üçlü yapı —sessizlik, temizlik ve doğal süreklilik— aslında bir kentte peyzaj kalitesinin sadece estetik değil, etik bir değer taşıdığını da gösteriyor.

TÜRKİSTAN KENT PLANLAMASINDA SOVYET MİRASI

Orta Asya şehirleri, özellikle de eski Sovyet Cumhuriyetleri, kent planlaması bakımından kendine özgü bir mirasa sahiptir. Bişkek de bu mirasın canlı örneklerinden biridir. Şehir, geniş yolları, doğrusal bulvarları ve belirli aralıklarla yerleştirilmiş parklarıyla, tipik bir Sovyet şehir planı dokusunu taşır. Ancak bu yapı yalnızca otomobillere değil, aynı zamanda yaya hareketine ve kamusal yaşama da cömertçe alan sunar.

Sovyet döneminde inşa edilen geniş bulvarlar ve park sistemleri, dönemin ideolojisiyle şekillenmiş olsa da, bugünün gözünden bakıldığında planlı, ritmik ve geçirgen peyzaj alanları olarak öne çıkmaktadır. Bu bulvarlar yalnızca geçiş alanı değil, aynı zamanda ekolojik birer koridor işlevi de görür.

Kent planlama ile peyzaj tasarımının iç içe geçtiği bu sistem; hem sessizlik hem de doğal yaşamın sürekliliği açısından örnek teşkil eder. Geniş yollar, insanların sakin yürüyüşlerine, bankta oturup sessizce kitap okumalarına veya sadece doğayı izlemesine fırsat verirken; ağaç dokusu da sincaplardan kuşlara kadar birçok canlıya mikro barınaklar sağlar.

Kentsel sessizlik, planlama yoluyla mümkün hâle getirilmişse; bu sessizlik yalnızca insanlar için değil, kentteki tüm canlılar için bir yaşam alanıdır.

Bişkek’te sincapları izlerken fark ettim ki; bir şehrin yaşanabilirliği yalnızca kaldırımların genişliği, otobüs hatlarının sıklığı ya da kafe çeşitliliğiyle ölçülemez. Kentte sessizliğin korunması, temizliğin sağlanması ve doğayla uyumlu bir peyzajın varlığı, insan dışı canlıların da bu alanı bir “yuva” olarak görmesini sağlar.

Kentsel yaşamın tüm karmaşasına rağmen; bir bulvarda hiç beklemediğiniz anda bir dalın üzerinde size göz kırpan bir sincapla karşılaşmak, şehrin hâlâ nefes alabildiğini gösteren en sade ama en anlamlı işarettir. Bu sadece bir detay değil, aynı zamanda peyzaj mimarlığının en insani yönüdür: şehri, tüm canlılarla paylaşabilmek.

Türkistan şehirlerinde gözlemlediğim bu uyum, bize sessizliğin, gölgenin ve toprağın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatıyor. Ve aslında her canlının—insan ya da değil—özgürce, korkusuzca ve huzurla yaşayabileceği şehirler inşa etmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir